AKIŞA KENDİNİ BIRAKMAK

Yazım tarihi Şubat 16, 2017

Dünya boyutunda yaşayan tüm canlı varlıklar olarak tekâmül gerçekleştirebilmek için, en önemli ve belki de tek gereklilik “pozitif” titreşimdir. Düşünen ve tüm diğer canlılardan daha gelişmiş karar verme yetisine sahip olan insan türünde, yani bizlerde pozitif titreşimi sağlamanın önemi çok daha belirgindir. Çünkü diğer canlılar, insana oranla Öz’den gelen sesle bütünleşerek yaşarlar. Fakat insan, deneyimlerin, alışkanlıkların ve kalıpların, çevreden gelen kesintisiz uyaranların, korku, endişe, kızgınlık, kıskançlık, hırs, üzüntü ve bunlar gibi sayısız durumların etkisi ile Öz’e sürekli “negatif” pompalama konusunda en başarılı varlıktır. İnsanın bu trajik başarısı ise, ilişkilerde yaşanan zorluklar, beden sağlığı konusunda yaşanan sıkıntılar, uyku sürecinin sağlıksızlığı gibi gündelik hayatı zorlaştıran engeller olarak karşısında dimdik durur, taa ki farkındalıkla, negatif olanı pozitife çevirmek gerekliliğini kavrayıncaya kadar… Sonrası kolay geliştirilecek bir algı…

Diğer canlılar ile insan arasındaki bana göre en çarpıcı olan fark şudur:

İnsan, kendi algısı ve kararları ile negatif titreşim yaratarak Öz’de olan pozitifi bozar.

Diğer canlılar ise Öz’deki pozitifi daima aktif tutar, ancak onlara yönelen negatif titreşimden etkilenirler.

Bir başka deyişle; insan negatifi kendi yaratır ama diğer canlılar, başka canlıların yarattığı negatiften etkilenir. Bitkiler, hepimiz gibi huzurla hayata tutunmak üzere yaşamlarına başlar; sevildikleri zaman coşarlar ama ilgi görmediklerinde ya da istenmediklerinde, yani negatif titreşim aldıklarında solarlar, küserler ve yok olurlar.

Herhangi bir hayvandan korkuyorsanız saldırır, çünkü korkmak negatif bir titreşim yayar. Hiçbir kedi, “yarın ne yiyeceğim” diye endişe duymaz, karnı doyunca güneşe yatıp keyfine bakar.

Ama insan; üç yıl garanti yiyeceği olsa bile, dördüncü yıl ne yaparım, torunlarım nasıl geçinir gibi büyüyen endişelerle o andaki huzurunu yaşayamaz ve hep tedirgin, hep endişeli olarak yoluna devam etmeye çalışır.

Şimdi, bu satırları yazarken kulaklarıma binlerce, milyonlarca ses geliyor ve hepsi bana şunu söylüyor: “Geleceğimizi düşünmeyelim mi? Ya çocuklarımız, onlar ne olacak, dünya nereye gidiyor, torunlar, o günahsızlar? Tedbir almalıyız, yarınları düşünmeliyiz!”

Bunun gibi panik ve endişe cümlelerini onlarca sayfa halinde sıralayabilirim.

Pekâlâ, soruyorum: Yukarıdaki tüm bu soruların enerjisi nedir? Pozitif mi? Negatif mi?

Bazıları, sorular endişe duygusundan kaynaklandığı için negatif diyebilir. Ama eminim azımsanmayacak sayıdaki kişi ise, “Geleceğin iyi ve güvenli olasını istemek ve bunun için tedbir almak çok pozitif bir duygudur,” diyecektir.

Ben ise şöyle hissediyor ve söylüyorum: AKILLA TEDBİR, AKIŞTA DENEYİM…

AKILLA TEDBİR: Hepimizin öğretileri, yaşam şartları, aileden aldığı terbiye, düşünce kalıpları, toplumsal değer yargıları, beklentiler, tercihler doğrultusunda, kararlı bir şekilde yapacağı seçimler ve atacağı adımlar, kişisel akılla alacağımız tedbirleri oluşturur.

AKIŞTA DENEYİM: Hayatın, yaşadığımız zaman dilimindeki sahnesinde yaşadığımız deneyimdir. Yaşadığımız her deneyim, her hikâye, her rol, her rol paylaşımı, her söz alışverişi, her duygu alışverişi, kısaca her nefes alışımızda idrak ettiğimiz andır.

“Ne yaparsan yap, her şey olacağına varır!” Bu sözü kim bilir hayatımızda kaç kere duymuş veya söylemişizdir. Anlattığı ise şudur: Büyük bir düzen içinde yaşıyoruz. Mükemmel bir matematik. Geniş sahnenin içinde hepimizin kişisel planları ve deneyimleri gerçekleşiyor ama mükemmel sistemin istediği ve büyük plana uygun olan zamanda..

Bir akarsu hayal edin; bazen dingin, bazen coşkulu akar. Dingin akarken sular taşları yıkar, serinletir, her şey yerindedir ve parlar, huzur ve sakinlik… Coşkulu akarken sesler yükselir, bazı taşlar yerinden oynar, köpükler, heyecan… Ama biliriz ki her şey suyun doğasında, yapısında var; bazen dingin, bazen coşkulu… Geldiği gibi, olması gerektiği gibi… AN’da olması gerektiği gibi…

Akılla tedbir alıyoruz, barajlar, bentler, setler yapıyoruz… Tedbirle yolunu daha güvenli hale getiriyoruz. Ama doğasını yok ediyor muyuz? Yani, bir başka deyişle, o sahnedeki rolünü iptal edebiliyor muyuz?

Hayır!

Ne yapıyoruz?

Bir noktadan sonra teslim oluyoruz. Planında, doğasında olana, o an olması gerekene izin veriyoruz.  Akışın deneyimini yaşıyoruz.

Aklın tedbiri yetersiz ise akıştaki deneyimde sel felâketleri yaşıyoruz..

Aklın tedbiri yeterli ise felâket yaşamıyoruz elbette, ama gene de ıslanıyoruz. Islanmak, bizim akıştaki deneyimimiz…

Uzun lafın kısası, akıştaki deneyim; o An’ ın gereğini yaşamak, An’ a teslimiyet, ruhun bildiği ve ihtiyacımız olan deneyimi yaşamayı kabul etmek ve izin vermek… Evrenin düzeninin içinde kalmayı kabul etmek, deneyimin bize getireceklerini hissetmeyi ve fark etmeyi kabul etmek, tekâmül programının akışında kalmak…

Akışta deneyim… Kendini evrenin düzenine teslim etmek…

Yüzdüğünüzü düşünün; kulaç, sırt üstü, kurbağa, köpekleme veya eski İstanbul kadınları gibi yan, tek kol ile baş su üstünde… Hangi şekil olursa olsun, hep bir çaba, düşünerek karar, yani akılla tedbir vardır.

Ama bir de sırt üstü kendinizi suya bıraktığınızı hayal edin. Bütün vücudunuz hafifler, kollarınız ve bacaklarınız gevşer, başınız suyun serinliğini ve huzurunu her hücresinde hisseder, su sizi sarıp sarmalar, tüm yüklerinizden arındırır, kendi akışında size yol verir. İşte akışın deneyimi: Huzur ve teslimiyet.

Akışa kendini bırakmanın enerjisi ise elbette pozitiftir, hem de çok güçlü bir pozitif…


Yorumsuz to "AKIŞA KENDİNİ BIRAKMAK"


    İstersen! Sende bir şeyler yaz...

    Biraz HTML den zarar gelmez.